oncememleket @ gmail.com

Günümüzde erken seçim konusu, muhalefet partilerinin bir kanadı ve bir kısım iktidar muhalifleri tarafından oldukça fazla dillendirildiği televizyon programlarında ve köşe yazılarında görülmektedir. Özellikle millet ittifakını oluşturan CHP ve İyi Parti sürekli gündemde tutmaktadır. Millet ittifakına açık ya da gizli dahil olduğu söylenen diğer muhalif partiler, ya çok cılız bir sesle erken seçim diyor ya da hiç bu konuya girmiyorlar.

Kamuoyu tarafından erken seçim talep eden partilerin inandırıcılığı ve samimiyeti sorgulanmaktadır. Kendi politikalarını üretemeyen muhalif partilerin güya erken seçim söylemleri, iktidarı seçimden kaçan taraf olarak gösterme gayreti olarak algılanmaktadır. Aslında, bu her iki parti de gerçek anlamda erken seçim istememektedirler. Pekala biliyorlar ki, ne kendileri ne de toplum erken seçime hazır değildir. Erken seçim tabirinin parlamenter sistemden kalma bir söylem ve alışkanlık olduğunu hatırlatarak ve bir kenara koyarak, kendi iç meselelerini dahi çözemeyen millet ittifakının erken seçim talebi, bir türlü güreşe başlayamayan ve sürekli peşrev çeken güreşçiye benzemektedir ve toplum tarafından da bu görülmektedir. Covid-19 salgın hastalık ile mücadele döneminde milletin can derdine düştüğü bir ortamda, muhalefetin isteği “kasap et derdinde” kabilinden anlaşılmaktadır.  Bu nedenle, erken seçim talepleri samimi bulunmamaktadır. Sürekli ekonomik zorluk ve yoksulluktan bahseden muhalefetin, çözüm önerisi sunmak öte dursun, ülke ekonomisine ciddi yük getirecek seçim istemesi inandırıcı bulunmamaktadır. Bir başka deyişle, toplum gözünde, aslında çare üretmesi gereken muhalefetin kendisinin çaresizlik içinde olduğunun itirafıdır erken seçim istekleri. Son zamanlarda yapılan kamuoyu araştırma sonuçları da bunu doğrulamaktadır.

Kendi içinde muhalefetin hızlandığı, milletvekili istifalarının, cinsel tacizlerin yaşandığı ve hatta cumhurbaşkanı adayı gösterilmiş kişinin CHP’ye ve yönetimine Atatürk’ün CHP’si değil diyerek sert eleştirilerle istifa ederek ayrıldığı ve yeni parti kurma çalışmalarının olduğu bir dönemde, CHP’nin erken seçim söylemleri ciddiye alınmamaktadır. Sürekli iktidarı eleştirirken kullandığı, anti demokrat, tek adam yönetimi, eşitlik, adalet, liyakat, üniter devletin korunması, cumhuriyetçilik gibi kavramlar üzerinden Muharrem İnce tarafından getirilmiş ağır eleştirilere açık ve net olarak cevap verilmediği gibi derin bir sessizliğe bürünülmüş olması, CHP’nin erken seçim çağrısının “peşrev çekmekten” ibaret olduğu anlaşılmaktadır.

Millet ittifakının diğer ortağı İyi Parti de benzer şekilde parti içi demokrasi, kuruluş esaslarından uzaklaşılması, belirli örgüt ve anlayışın eline geçme tehlikesi üzerinden yapılan ağır eleştiriler sonrası partiden ihraç edilmiş, aile boyu köklü ve tescilli, Türk Milliyetçiliğin hem fikir savunuculuğunu ve hem de uygulamasında da önemli temsil görevi ifa etmiş Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın partiden ihraç edilmesiyle iyice açığa çıkan parti içi çatışmalar, mahkemece ihraç kararının iptali ile Ümit Özdağ’ın partiye geri dönmesiyle bir başka boyut kazanmış ve parti yöneticisi ve bu işleri düzenleyenler bu yeni duruma tepki verememiş ve ne yapacaklarını bilemez halde derin bir sessizliğe bürünmüşlerdir.

Böylesi bir parti içi çatışmayı ve çekişmeyi dahi yönetemeyen İyi Parti ve Genel Başkanı, nasıl olur da ülkeyi yönetmeye talip olur, soruları insanlarda belirmeye başladı. Bu konuda dahi inisiyatif alamayanlar ülkeyi yönetebilir mi? Eski dava arkadaşı ve parti kurucularından olan Türk Milliyetçisi birisi, çok ağır iddia ve beyanlarla partiden ayrılmasına rağmen, parti genel başkanı bu konu hakkında en ufak bir kamuoyu bilgilendirmesi dahi yapmamıştır. İnsanların haber alma ve bilgi edinme hakkına saygı duymayan ve gereğini yapmayan bir anlayış ve kişi, bütün bir ülkeyi yönetebilir mi, soruları insanlar arasında kulaktan kulağa dolaşmaya başlamıştır.

Dahası, PKK ile arasına mesafe koyamayan ve PKK’nın bir nevi sözcülüğünü yapan partinin eş başkanı ile kahvaltıya giden genel başkanın, mahkeme kararı ile partiye dönen dava arkadaşı Ümit Özdağ’a randevu bile vermediği açıklanmıştır. Yeri geldikçe dava arkadaşlarının bir bir kendisini terk ettiğinden bahisle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştirenler, bugün aynı kaderi yaşamaktadırlar. En yakınındaki dava ve yol arkadaşlarını dahi duymayan ve görmeyen bir parti yöneticisi, ilk defa 1994’den itibaren yerelde, 2002’den itibaren de ülke genelinde uygulamaya geçilmiş olan, başkasını taklit ve takip etme sadedinde, sokakları dolaşarak halk ile iç içe olduğu izlenimi vermeye çalışsa da bu gayretlerinin politik manevradan ibaret olduğundan bahisle yine samimi ve inandırıcı bulunmamaktadır.

Millet ittifakının her iki ortağı da güçlendirilmiş parlamenter sisteme geri dönüş istemektedirler, ancak, güçlendirmenin nerelerde ve nasıl yapılacağına dair bugüne kadar en ufak bir emare verememişler, sadece ve sadece “güçlendirilmiş parlamenter sistem” sloganı atmaktan öteye gidememişlerdir. Bu konuda bir anayasa değişiklik metni bile hazırlayamamışlar, kamuoyundan gizli olarak HDP ile birlikte çalışma yürüttükleri kendi içlerinden açığa çıkarılmıştır. HDP ile olan ortak çalışma, çelişkili açıklamalarla parti yetkililerini birbirine düşürmüş, bu çalışma inkar edilse de çok cılız kalmıştır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin kurucu ortakları olan Ak Parti ve MHP, daha bugünden Cumhurbaşkanı adayının Recep Tayyip Erdoğan olduğunu açıklayarak, millet ittifakının ortaklarını oldukça zora düşürmüştür. Daha adayı bile belli olmayan, adaylık konusunda hala pazarlıkların ve çalışmaların olduğu millet ittifakının cumhurbaşkanlığı adaylığı üzerinden ülkeyi yönetmeye ehil olmadığı, cumhur ittifakınca açıkça ortaya koyulmak istenmiştir.

Diğer taraftan, soyut olarak güçlendirilmiş parlamentere sistem söyleminde bulunan muhalefet cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden dönüş olmadığını ve seçimlerin zamanında yapılacağını söyleyen cumhur ittifakı kanadı, yeni ve sivil anayasa yapılaması teklifini yaparak millet ittifakını yine çok daha zora düşürmüştür. Onların güçlendirilmiş parlamenter sistem özlemi karşısında, noksanları giderilmiş ve güçlendirilmiş cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi önerisi ve vaadi getirilmiştir. Bir nevi geriye ve eskiye özlem ile geleceğe dair vaadin yarışmasına dönüştürülmüştür.

Başta siyasi partiler olmak üzere toplumun bütün kesimleri ve katmanlarına hep birlikte yeni ve sivil anayasa yapalım teklifi getirilmiş ve herkes sürece ortak olmaya davet edilmiştir. Tüm toplumu kapsayıcı özgürlükçü sivil bir anayasa için herkesle görüşmeye fikir alış verisinde bulunmaya hazır oldukları kamuoyuna açıklanmıştır.

Ancak, millet ittifakının her iki mensubunca yeni ve sivil anayasa yapılması girişimi, peşinen red edilmiş “kendisi demokrat olmayan bir anlayışın demokrat anayasa yapması mümkün değildir” anlayışıyla çalışmalara katılmayacaklarını bildirmişlerdir. Millet ittifakının açık iki bileşeninin anayasa çalışmalarında olmayacaklarını bildirmelerinden kendi anayasa çalışmalarının olduğunu ya da ilerde olacağını anlıyoruz. Bu anayasa çalışmalarını kimlerle yapacakları ya da HDP’nin ya da uzantılarının bu çalışmalarda olup olmayacağı gene ilerde belli olacaktır. HDP hakkındaki parti kapatma davasının sonucu da çalışmalara kimlerle devam edileceğini belirleyecektir.

Bütün bunları birlikte değerlendirdiğimizde, Covid- 19 salgın hastalığının ülkemiz ve bütün dünyada ekonomik, siyasal, sosyal, diplomatik ağır tesirlerinin olmasından ötürü, erken seçim veya öne alınmış seçim olmayacağını, millet ittifakının bilinen ve gizli adayları arasından bir nevi toto oynar gibi cumhurbaşkanı adayı belirleme çalışmalarının olduğu dönemde, cumhur ittifakı ise daha şimdiden cumhurbaşkanı adayını belirlemiş ve seçim manifestosunu belirlemeye çalışmaktadır. Bu iki kutuplu partilerin cumhurbaşkanı adayı belirleme ve seçim manifestosunu belirleme başlıklı çalışmalarının devam etmesi ve 2002 yılından beri teamül olan uygulama gereği, seçimlerin 2023 yılında ve zamanında yapılacağını, hazırlanacak seçim manifestosunun istikbal ve istiklal eksenli olacağını, Türkiye’nin tam bağımsızlık ve yeniden kurtuluş mücadelesi kapsamında geçeceğini ve dahası tıpkı 1982 anayasası oylaması ile cumhurbaşkanı seçimlerinin birlikte yapıldığı gibi hazırlanacak yeni ve sivil anayasanın da 2023 seçimlerinde oylanacağını şimdiden öngörmek ve söylemek hiç de zor bir ihtimal görünmemektedir.